Van Çocuk Hakları Dayanışma Ağı olarak, 21 Temmuz 2026 tarihinde “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdik.

İnsan Hakları Derneği Van Şubesinde yapılan açıklamada ortak metni ağ adına Arya Yiğit okudu. Açıklamada, teklifin çocukları korumak yerine cezalandırıcı bir yaklaşımı güçlendirdiği belirtilerek geri çekilmesi istendi.

Çocuk adalet sisteminin daha ağır cezalar ve kapalı kurumlar üzerinden değil; eğitim, sosyal hizmet, psikososyal destek ve toplum temelli koruma mekanizmalarıyla güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Açıklamanın tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz.

BU BİR ÇOCUK KORUMA DEĞİL, ÇOCUKLARDAN VAZGEÇME POLİTİKASIDIR

Bir yıl önce 160 sivil toplum örgütü olarak “Cezalandırmaya Değil, Korumaya ve Önlemeye Dayalı Bir Yaklaşım” çağrısını yaptık. Adli sisteme giren çocuklara yönelik cezaların ağırlaştırılmasının, çocukların yetişkinler gibi yargılanmasının ve daha fazla çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının çözüm olamayacağını söyledik.

Meclis’te, araştırma komisyonunda ve kamuoyunda bilimsel verileri, uluslararası standartları ve sahadaki gerçekleri anlattık. Çocukları korumanın yolunun cezaları artırmaktan değil, sosyal destek ve önleme mekanizmalarından geçtiğini defalarca ifade ettik. Bugün görüyoruz önerilerimizin hiçbiri dikkate alınmadı.

Bugün Meclis gündemindeki teklif çocuk haklarını güçlendirmiyor; çocukları korumayı değil daha fazla cezalandırmayı, desteklemeyi değil hapsetmeyi hedefliyor. Çocuk haklarına ilişkin bilimsel veriler, uluslararası yükümlülükler ve yılların deneyimi görmezden geliniyor. Çocuklar korunması gereken hak özneleri olarak değil, cezalandırılması gereken bir güvenlik meselesi olarak görülüyor.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi Türkiye’ye ceza sorumluluğu yaşının en az 14’e yükseltilmesini tavsiye ederken, biz bugün 12 yaşındaki çocukların kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmesini tartışıyoruz. 12 yaşındaki bir çocuk hâlâ zorunlu eğitim çağındadır. Devlet bir yandan çocukların okulda kalmasını zorunlu tutarken, diğer yandan onları okuldan alıp kapalı kurumlara göndermeyi çözüm olarak sunuyor.

Çocukların yetişkinler gibi yargılanmasını öngören bu yasa teklifi, çocuk adalet sistemini cezalandırıcı bir çizgiye sürüklerken, çocukluk kavramını da tartışmaya açıyor. Çocukluğun hukuki güvencelerini ortadan kaldırarak, çocukların evlilik yoluyla istismarının, çocuk işçiliğinin, eğitimden kopmaların ve çocukların yetişkin sorumluluklarıyla karşı karşıya bırakılmasının meşrulaştırılmasının da taşlarını döşüyor.

Bu bir çocuk koruma politikası değildir: Bu, çocuklardan vazgeçme politikasıdır!

Cezalandırıcı yaklaşımın sonuçlarını yasa çıkmadan görmeye başladık. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun Tekirdağ Karatepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Ziyaret Raporu’na göre 288 çocuk kapasiteli kurumda 432 çocuk tutuluyor. Çocuk hapishaneleri daha yasa çıkmadan dolup taşıyor.

Soruyoruz:

➔ Eğer daha fazla çocuğu hapsetmek çözümse, neden çocuk hapishaneleri dolup taşıyor?

➔ Eğer daha ağır cezalar işe yarıyorsa, neden suça sürüklenen çocuk sayısı azalmıyor?

➔ Eğer bu bir koruma politikasıysa, çocuklar neden hâlâ korunamıyor?

Çünkü sorun çocuklar değil.

Meclis Araştırma Komisyonu’nun çocuk mahpuslarla yaptığı görüşmeler de bunu açıkça ortaya koyuyor. Çocukların yarısından fazlası eğitimden kopmuş durumda. Bir çocuk “Annem, babam ölmeseydi suça karışmazdım” diyor. Bir başkası, “Okula gitseydim ya da okulda başarılı olsaydım bu suçları işlemezdim” diye anlatıyor. Bir başka çocuk ise “Daha zengin olsaydım bunu işlemezdim” diyerek yaşadığı gerçeği özetliyor. Çocuklar adli sisteme girme nedenlerini yoksullukla, aile içi şiddetle, eğitimden kopuşla ve sosyal destekten yoksun bırakılmalarında görüyorlar. Çocuklara kulak vermek gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.

Sorun; yoksulluk, eşitsizlik, eğitimden kopuş, sosyal hizmetlerin yetersizliği, çocukların maruz bırakıldığı ihmal, istismar ve şiddettir. Adli sisteme giren çocuklar bu sorunların nedeni değil, sonucudur.

Çocukları bu yapısal sorunların faili gibi göstermek ve çözümü kapatılmalarında aramak, devletin çocukları koruma yükümlülüğünden vazgeçmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım kamusal sorumluluğu görünmez kılarken, bedelini çocuklara ödetmek demektir.

Biz çocukların cezaevi koğuşlarında değil okul sıralarında olmasını savunuyoruz.

Biz çocukların cezalandırılmasını değil desteklenmesini savunuyoruz.

Biz çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasını değil haklarının güvence altına alınmasını savunuyoruz.

Biz çocuk adalet sisteminin; hak temelli, onarıcı, dönüştürücü ve koruyucu bir anlayışla yeniden yapılandırılmasını savunuyoruz.

Bir kez daha yüksek sesle söylüyoruz:

Çocukların yetişkinler gibi yargılanmasına HAYIR!

Çocuk adalet sisteminin cezalandırıcı bir anlayışla yeniden şekillendirilmesine HAYIR!

Çocukları koruyamayan sistemin bedelinin çocuklara ödetilmesine HAYIR!

Devletin yükümlülüklerinin üzerini çocukları cezalandırarak örtülmesine HAYIR!

Çocukları hedef haline getirmeyin, çocukları koruyamayan politikalarınızı değiştirin!